Belediye Seçimleri

 

Yayınlanma tarihi: 21 Şubat 2014 – Yeni Özgür Politika (internet sitesi arşivine erişim bulunmamaktadır)

 

 

 

Belediye seçimleri hakikaten şahane bir şey.

Bir kere şikayet ettiğimiz bir dolu sorunu, talep ettiğimiz bir dolu meseleyi, yerinde ve yerelde nasıl çözeriz? sorusuna somut, yapılabilir, anlaşılabilir cevaplar vermek gerekiyor.

İkincisi merkezi siyaseti yaparken kimi zaman “kitle,” kimi zaman “vatandaş,” kimi zaman bir “inanç” veya “etnik” grup, ya da “emekçi” ya da “kadınlar” olarak ve homojen hayal ettiğimiz çok farklı halk kesimleriyle, farklı bir buluşmayı gerektiriyor. Mahalleli olarak. İlçe sakini olarak.

Sonra ülkenin tarihinden farklı bir ilçeler tarihiyle, dile fazla gelmeyen çeşit çeşit eşitsizlikle, bedelle, arzuyla ilişkilenmeyi, ilişkilenirken dönüşmeyi gerektiriyor.

Üçüncüsü ve belki de bizim gibi muhalif siyasetler yapmaya alışık olanlar için en zoru, masraf, bütçe, gelir, gider, ekonomik meseleleri öğrenmeyi gerektiriyor.

Ve elbette bütün bunları yaparken ezber cevaplara düşmemeyi, hayalinden ödün vermemeyi, kolaya kaçmamayı öğreniyoruz/m.

Ben bir de yine kendi adıma İstanbul’u artık yaşanmaz bulan biri olarak, İstanbul’u yeniden sevmeyi öğreniyorum. Tüm megaprojeleri, ayrımcılığı, ayrışması, kirliliği, asabiyeti, yalnızlığı, yalnız bırakışı, horlayışı ve hoyratlığıyla, İstanbul’un içinden fışkıran hayat bilgisi, her kentinki gibi eşsiz.

İstanbul’da ve Türkiye’nin neredeyse tamamında bugüne kadar belediyecilikten anlaşılan imar ve iskan olmuş. 2000’lere kadar imar ve iskan “kalkınmanın” semboli iken 2000’lerle birlikte kürselleşmenin ve markalaşmanın semboli oluyor. 90’lar boyunca batı şehirlerinin en önemli meselesi tapu ve inşaat lisansları. Şehrin siluetini çıkılmayı bekleyen katların çıplak demirleri oluşturuyor. İnsanların varı yoğu belediye ofislerine izin, tapu ve lisan çıkarmak. Yıkıma karşı mücadele. Depremle birlikte gelen kriz, sermayenin el değiştirmesi ve yeni küresel düzen sonucunda kent anlayışı değişiyor. Bu sefer mega projeler iş başında. Dünün hayaller yatırılmış binaları şimdi çöküntü yerleri olarak ilan ediliyor.

Belediye adaylarına en sık sorulan soru projen nedir? Walter Benjamin daha 1930’larda Berlin, Moskova ve Paris hakkında yazarken, her projenin nasıl da her on yılda bir “eskidiğini,” “çöktüğünü” bir arkeolojik yıkıntıya dönüştüğünü yazıyordu. İlerlemeci tarihin şehre yatırılan tüm hayalleri, bir sonraki devirde nasıl “modası geçmiş” kıldığını anlatıyordu. Bu hayallerin her birinin ütopik, eşitlikçi, özgürlükçü boyutlarını hatırlamamızı tavsiye ediyor, eşitlikçi, özgürlükçü ve ütopik hayalleri unutturan kalkınmacı, projeci bakış açısını eleştiriyordu.

Şehircilik illaki proje demek değil. Belediyenin işi imar ve iskanla kısıtlı olmak zorunda hiç değil.

Mesela Buenos Aires belediyesini tarihin sayfalarına kazımış olan ne yaptığı binalar ne de köprüler. Açtığı hafıza merkezleri. Askeri rejim felaketinin bir daha asla tekrar etmemesi için Buenos Aires’i bir tarihe tanıklık eden bir anıta dönüştürüyor belediye. Şimdi bu anıtların her birinde halkın hatırlaması, örgütlenmesi, devrimci hayallerini başka kuşaklara anlatabilmesi için tesis edilmiş alanlar var.

Ya da –Beşiktaş HDP Meclis’inde çalışan bir arkadaştan öğrendiğim üzere- Estonya’nın Talinn şehrinde belediye, mali dar boğazdan çıkmak için halktan çeşit çeşit vergi ve kesinti alacağına ulaşımı ücretsiz yapıyor. Ulaşım ücretsiz olunca, herkes toplu taşıma kullanıyor, trafik sorunu halloluyor. Projelendirilmiş otoyoluna ihtiyaç kalmıyor. Buraya ayrılan parayla kentin çöküntü mahallelerinin sağlıklaştırılmasına harcanıyor. Toplu taşıma kullanan ve böylelikle kentin çok çeşitli yerlerine giden gençler, yaşlılar, emekçiler kent ekonomisini hareketlendiriyor, dar boğazın üstesinden geliniyor.

1990’ların New York’u ise ünlü belediye başkanı sağcı Giuliani tarafından yönetiliyor. Giuliani’nin büyük projesi New York’ta suçu azaltmak. Bu uğurda polise olağanüstü yetkiler veriyor, evsizleri kentten uzaklaştırıyor. New York’ta tutuklama ve baskıları arttırıyor. Önceleri büyük övgü kazanan Giuliani’nin başkanlığının son günleri ise 11 Eylül felaketi ile sonuçlanıyor. Amerika’nın evde ve dünyada uyguladığı baskı siyasetleri büyük bir trajedi ile kentin en gözde binalarının dünyanın gözü önünde yerle bir olmasıyla, binada gene kentin en gözde polislerinin ve itfaiye erlerinin binanın altında kalmasıyla sonuçlanıyor.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir