İyilik ve kötülük arasında

 

Yayınlanma tarihi: 8 Ağustos 2014 – Yeni Özgür Politika (internet sitesi arşivine erişim bulunmamaktadır)

 

Öncelikle 10 Ağustos’a iki gün kala cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın seçim çalışmaları boyunca gösterdiği performansı tebrik ederim. Evrensel değerleri evrensel bir üslupla savunmak konusunda çok başarılı olduğu gibi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin söylemsel çerçevesini de popüler bir dile tercüme etti. Böylelikle hem televizyonlarda, hem de beklenmedik toplulukların gündelik sohbetlerinde bir referans noktası haline geldi. Bir siyasetçinin popülerleşmesi sadece söylediklerinin içeriği ile değil üslubuyla da oluyor. Demirtaş kendini olumlu, esprili, bağımsız ve rahat bir üslupla var ederek, izlenirlik ve dinlenirlik kapasitesini de radikal bir biçimde arttırdı.

Sonuçlar ne olursa olsun Demirtaş ve HDP’nin bu seçimlerde bir lig atladığı çok açık. Bu konularda söylenebilecek çok daha fazlasını seçim sonrasına erteleyelim ve şimdilik Demirtaş’ın hakettiği sonuca ulaşmasını dilemekle yetinelim.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Ortadoğu’da olanlar arasındaki bağ, yani yerelle bölgesel arasındaki ilişki, kamuoyunda yeterince tartışılmıyor. Ancak Türkiye’de kadınlara, emekçilere ve etnik ötekilere karşı sürdürülen savaş ile Ortadoğu’da IŞİD’in “kötülüğü” arasındaki ilişkiyi sosyolojik, kültürel ve politik olarak anlaşılabilir, akıl erdirilebilir hale getirmek HDP ve dahi Kürt Özgürlük Hareketi’nin önündeki en önemli işlerden biri.

IŞİD, Özgürlük Hareketi ve Önderliği’nin yıllardır anlattığı bir hakikati 3 ayda bir somut olgu haline getirdi. O da birincisi Kürtlerin mücadelesinin evrenselliği ve tüm ezilen halklar adına verildiği, ikincisi ise kadın mücadelesi ile Kürt Özgürlük Mücadelesinin iç içe geçmişliği.

Alain Badiou dünyanın yaşayan en önemli felsefecilerinden bir kabul ediliyor. Yazılarının önemli bir kısmı etik, hakikat ve eşitlik ilişkisi üzerine. Badiou etik olanın dünyada (özellikle mücadele sonucu) ortaya çıkan hakikatlere sadık kalmak olduğunu söylüyor. Hakikat dediği ise gündelik hayatımızı devam ettirirken görmediğimiz hatta gündeliğimizi yürütmemizi mümkün kılması için sistematik olarak sakladığımız eşitsizlikler.

Etik olmak eşitlik ilkesine sadık kalmak, ancak eşitliği teklik üzerinden tarif etmemek demek.

Badiou kötülüğün ise etik olanı taklit eden bir yapısı olduğunu iddia ediyor. Yani bir hakikati ortaya çıkardığını, o hakikate sadık olduğunu iddia ediyor. Ancak kötülüğün hakikat dediği gündelik hayatımızda gizlediğimiz bir bilgi değil tam tersine gündelik hayatımızı üzerine inşa ettiğimiz bir eşitsizleştirme. Hem de tekliği dayatıyor.

Nazizm böyle bir kötülük Badiou’ye göre. Emekçilerin eşitlik mücadelesi kılığında bir ırkçılık. Nazizm ve (reelleşip kötüleşmemiş) Sosyalizm arasındaki mücadele etik olanla kötü arasında cereyan ediyor.

IŞİD ile Kürt Özgürlük Mücadelesi arasında, genel olarak IŞİD ile Rojava, Şengal, Maxmur arasındaki savaş, kadınlar, emekçiler ve tüm ezilenlerin iyilik ve kötülük arasındaki savaşı.

IŞİD’in içinde, tıpkı Naziler arasında olduğu gibi yoksullar, dışlanmışlar konumlanmış. Ancak hakikat kisvesi takınmış bir felaketin peşinde dehşet saçıyorlar. Batının insan hakları kriterlerinin durduramadığı bir gerçeklik yaratıyorlar.

Erdoğan ile Demirtaş arasındaki mücadele de kötülük ile iyilik arasında. Afedersin Ermeni, Zaza, Alevi… temmuz ayında onlarca kadın katliamı, işçi ölümü… Kabalık, zulüm.

Türkiye’de ve Ortadoğu’nun tamamında ezilenlere karşı, kadınlara karşı yürütülen bu savaşa karşı Kürtler hakikate sadık evrensel bir mücadele veriyorlar. Kürtlüğün, Aleviliğin, Kadınlığın kesiştiği bir hakikati gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Dünyanın yeni döneminde iyilik mi kötülük mü kazanacak bunun en belirleyici yerlerinden biri Türkiye ve Ortadoğu olacak.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir