İç savaş

Yayınlanma tarihi: 24 Temmuz 2015 – Yeni Özgür Politika (internet sitesi arşivine erişim bulunmamaktadır)

 

 

Kadınlar savaşın bulaşıcılığını çok iyi bilirler. Cepheden sokağa, sokaktan eve taşınır savaş. Uzaktaymış gibi görünen savaş alanında atılan bir kurşun, erkekler aracılığıyla kadınların bedenine taşınır, kadınların canını alır. Savaşa girmiş, savaşı yaşamış her beden bir hastalık gibi taşır çünkü savaşı, çevresine bulaştırır, kimi zaman hastalığı kapmış olduğu yerden çok uzakta ama gene de savaştan ölür, öldürür. Suriye savaşı elbet Türkiye’ye bulaşacaktı. Bulaşmasının engellenmesi için örgütlü bir mücadele, tam bir şeffaflık, dayanışma, topyekün bir iyi kalplilik, savaş hastalığını yok edecek derecede parlak bir ışık ve ona eş bir soğukkanlılık lazımdı. Türkiye tam tersine savaşı emdi, çağırdı, ısıttı, büyüttü. Şimdi ordunun katlettiği 34 Roboskîli çocuğun az uzağında IŞİD’in parçaladığı sosyalist gençler yatıyor.

Herkes bir şeyler yapmak istiyor. Herkes tepeden tırnağa yanıyor. Ancak bugün yapmak kadar iyi düşünmenin, analiz etmenin, uzun soluklu planlar yapmanın zamanı. Her eylemin ve her sözün gittikçe hakikatten uzağa düştüğünü fark ederek silkelenmemiz gerek. Eyer bu kadar kısa sürede önce Kobanê katliamı, şimdi Suruç felaketi yaşanıyorsa, eyer barış ihtimali gittikçe yok oluyor, tecrit devam ediyorsa, Özgürlük Hareketi’nin IŞİD’e karşı insanlık adına savaş alanında kazandıkları bir yana ortada doğru gitmeyen bir şeyler var demektir.

Bunların tamamının cevabını “çünkü AKP” diye başlayan cümlelerle vermek siyasetsizlik demek olur. Elbette AKP derindir, Suriye ve Ortadoğu’da girdiği derin ilişkiler vardır, Kürtlere karşı çeşit çeşit imha politikaları geliştirmekte, sosyalistleri, Alevileri ve kadınları hedef almakta, kendini ve kendi tahayyülündeki coğrafya ve kimliği tekleştirmek için her türlü yolu denemektedir. Bunu defalarca söyleyince ne AKP yok oluyor ne de bunu duyanlar sokaklara doluşarak yeni bir yaşam inşa ediyor. Tam tersine bir hedefsizlik, bir karmaşa, bir sonusuz duygusallık halindeyiz. Ve gittikçe iç savaşa doğru gidiyoruz bunu görmemek aptallık olur. Hedef kesin belli ve umuda doğru olunca halklarımızın neler yapabildiğini gördük oysa. Açlık grevleri, Kobanê eylemleri, Gezi ayaklanması tanıktır. Suruç nöbetleri, Êzîdîler ve Kobanêliler için kurulan kamplar ve çevresinde oluşan ve tüm Türkiye’yi kapsayan dayanışma, HDP’nin yine gönüllülerle kazandığı seçim zaferi tanıktır.

Kabul etmek gerekir ki Kobanê ve Suruç katliamları yeni bir tarihsel dönemin başlangıcı. Abdullah Öcalan bundan aylar evvel tüm mahalleler, köyler, evler ve şehirlerin kendini savunmaya hazır olması gerektiğini söylemiş ve savaşın alacağı yeni biçimi işaret etmişti. Kürdistan’da zaten bir senedir kayıp vermeyen ev neredeyse kalmadı. IŞİD’in savaşı bu evlerin olduğu Diyarbakır’a, Suruç’a taşımaması beklenemezdi. Üstelik Diyarbakır’da da, Suruç’ta da Kürtlere ve sosyalistlere düşman devlet kadrolarının, katliamları engellemek şöyle dursun, bu ihtimalin önünü açması şaşkınlık yaratmıyor.

Üzerinde hemen hemen herkesin hem fikir olduğu bu saptamaların AKP kısmı diyelim ki doğru değil. O zaman dahi AKP’nin Esad’ı devirmek ve Ortadoğu’nun şekillenmesine doğrudan müdahil olmak için kurduğu ilişkilerin başlı başına böyle bir tablo yaratacağı açık. Sınırların rahatça kullanımı, silahlı gruplara verilen çeşitli destekler, yapılan toplantılar bölgede gittikçe güçlenen ve tekleşen IŞİD’in Türkiye sınırlarındaki manevra alanını elbette çoğaltıyor. Devletin ve hükümetin çeşitli kademelerindeki görüş ve çıkar ayrılıkları ise birçok İslami yapı için faydalanacak çatlaklar açıyor.

Daha önce Muhammed Cihad Ebrari ile birlikte kaleme aldığımız raporda belirttiğimiz gibi sünnilik ve selefilik arasında inançlar açısından önemli bir geçişkenlik var. Yani AKP’li koyu dindar birinin merkezi söylemler ayrımcılaştıkça ve düşmanlık ürettikçe IŞİD’e sempati duyması ve IŞİD’lileşmesi gayet mümkün. Tabanda yaşanan bu geçişkenliklerin de IŞİD’in etkisini ve eylem alanını genişlettiği, hatta AKP teşkilatlarını kontrol altına aldığı ve kimi yerlerde dokunuzmaşlaştığı söylenebilir.

Türkiye’de sosyalistler ve bilhassa Kürt Özgürlük Hareketi devlet merkezli baskılara ve savaşa hazırlıklı. Bu konularda kendilerini savunmak, eylemler örgütlemek ve devleti ifşa etmek konusunda son derece deneyimliler. Ancak mesele IŞİD merkezli yürütülecek bir ideolojik ve pratik savaşa, bir iç savaş ihitmaline geldiğinde savunma çetrefilleşiyor.

Abdullah Öcalan yazılarında özsavunmayı “güvenlik” konsepti olarak tanımlamıyor. Yani mesele örneğin silahlı bir birlik oluşturmak, intikam almak ya da bir mitingin veya basın açıklamasının güvenliğini sağlamaktan ibaret değil. Özasvunma çok boyutlu bir örgütlenme biçimi. Özsavunma öncelikle duygu birlikteliği, şeffaflık, eşitlikçi bir iletişim ve ortaklaşma yaratmaktan geçiyor. Sadece kentte, köyde değil, mecliste, belediyede, kurumlarda da. IŞİD’e karşı savunma, her evi, kurumu, belediyeyi, partiyi bir savunma birimine dönüştürme, silahlanmaktan çok önce ortaklaşmaktan, anlaşmaktan, toplumsallaşmaktan, kolektifleşmekten, herşeyden önce başka mercilere ve dış gözlere görünür olmaktan değil, birbirine hesap verebilmekten geçiyor.

Özsavunmanın en önemli boyutlarından bir tanesi diplomasi. Müzakere ve mücadele içeren diplomasi hem istihbarat sağlamak açısından, hem çoğalmak, hem ittifak kurmak, hem de kendinin dönüşümünü sağlamak açısından elzem. IŞİD söz konusu olduğunda her ne kadar Kobanê savaşı sayesinde sağlanan ve batı ile yapılan diplomasi hayati olmuşsa da, örgütün nihayetinde Ortadoğulu olduğunu unutmamak gerek. Ne yazık ki Türkiye’deki demokratik ve devrimci güçler ve kadın hareketlerinin halen Ortadoğu örgütleri ve özellikle Suriye muhalifleriyle doğru dürüst bir ilişki gelişterememiş olmasının savunma zaaflarını arttırdığını kabul etmek gerek. Tam tersine Suriye göçmenleri ve muhalifleri tamamıyla AKP’nin eline terk edilmiş durumda. Suriye, Libya, Yemen, Mısır gibi ülkelerde bir kaç laik grup dışında özellikle İslamcılarla hiç bir bağ kurulmamış. Kadınlar konusu keza böyle. Oysa Afrika’nın belli bölgelerinde savaşı durdurmanın en önemli yöntemlerinden biri Afrika birliği veya Afrika kadın birliği gibi yapılar kurmaktı.

Hayatı savunmak kadar evrensel bir fikrin naiflik halinde resmedildiği bir ülkede iç savaş kaçınılmazlaşır. En naif olana, en hevesle dönmek önce kadınların yapabileceği bir iş.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir