Soma izlenimleri

Yayınlanma tarihi: 23 Mayıs 2014 – Yeni Özgür Politika (internet sitesi arşivine erişim bulunmamaktadır)

Soma katliamının ardından 120 civarı Boğaziçi Üniversitesi öğrencisiyle birlikte Kınık, Savaştepe ve Soma’ya gittik. Ben Kırkağaç’lıyım. Yani gittiğimiz bölge babamın memleketi. İnsanın memleketine acı bir haberin peşinden gidişini herhalde en iyi Kürtler bilir. O kısmına hiç girmeden bir kaç izlenimi paylaşayım.

Biz gittiğimiz sırada Soma ve civarı bir yanıyla Kürdistan olmuştu. Çevirmeler, polis baskısı, peşinizden ayrılmayan siviller olağanüstü hal dönemini hatırlatıyordu. Gerçekten neresi olursa olsun devlet değişmiyor. Açık baskının yanı sıra her konuyu, her alanı, her sözü, her bilgiyi sinir bozucu bir mücadele alanına çevirerek, iktidarını en ince kılcal damarlarınıza kadar hissettiriyor.

Nereye girebilirsin, ne kadar girebilirsin, madenin neresinde durabilirsin, mezarlığın neresinde, kaymakamlığın neresinde, hastanenin neresinde? Hangi bilgiyi alabilirsin, ne zaman? Biliyorsunuz içeride olan maden işçisi sayısını üçüncü gün, kurtulan sayısını 5. gün üstelik de hepsini de büyük mücadelelerle öğrendik. Yani devlet mekandan, dilden ve bilgiden itmeyi ve kakmayı yönetimine içkin hale getirmiş. Durduğunuz yerden alacağınız bilgiye kadar her şeyi sınırlayarak yoruyor, tedirgin ediyor. Nitekim bu yönetim biçiminin yarattığı tedirginlik ölü sayısından hükümetin madenle ilişkisine, ziyarete gelenlerin niyetinden niteliğine, çeşit çeşit rivayetlerin de üremesine sebep oluyor.

Soma ve civarı bir yanıyla ise Kürdistan’dan tamamen farklı idi. Kürdistan’da gündelik hayatta ve bilhassa felaket anında Özgürlük Hareketi’nin varlığı halka güç verir, özgüvenini arttırır, umudunu sağ tutar. Soma’da ise devletin esas aktör olması, güvenilecek bir başka aktörün olmaması sebebiyle halk ciddi biçimde sahipsiz ve özgüvensizdi.

Nihayetinde Türkiye’nin birçok bölgesinde olduğu gibi Soma ve civarında da insanların gündelik hayatında güvenebilecekleri bir alternatif muhalif ağ yok. Sendika yok mesela. O yüzden de devletin yardımına, şirketlere yapacağı baskıya, tazminatına, bağlayacağı maaşa güvenmek durumundalar. Bundan dolayı Soma’dan büyük bir hükümet karşıtı hareket beklemek hayalci ve haksızca.

Ancak taşeron karşıtı bir işçi hareketinin ortaya çıkması, çıkartılması mümkün. Yani bir mücadele hattı olacaksa o mücadele hattının sermaye ve işçiler arasında örülmesi daha akla yatkın. Böyle bir mücadele hattı açıldığında devlet ve hükümet zaten kendi rengini belli edecektir.

Bir de şunu unutmamak gerek. Her ne kadar sosyolojik olarak Türkiye’yi kentler ve bölgeler üzerinden düşünsek de aslında her kent ve bölgede çok ciddi sınıfsal ve siyasal ayrışmalar yaşanıyor. Köyden kente… Yani maden işçileri, tekstil işçiler, tersane işçileri, mevsimlik işçiler gibi kimileri korkunç bir sömürü sistemi içinde yaşarken, kimileri (ki kimi zaman bu kimileri arkadaşları, akrabaları) sistemden ciddi biçimde nemalanıyor. Hükümete ve sermaye ilişkilerine yatırımlar yapıyor. Soma ve civarında bu yerel gerginliği de hissetmemek mümkün değildi. İnsanların birbirlerine şüphe ve güvensizlikle baktıkları bir birlerini suçladıkları bir ortam da vardı yani. Acımız elbette ortak. Ama o kadar da değil işte. Aşılması gereken yapay ayrışmalar kadar, hakiki somut ayrışmalar da var toplumda. Nihayetinde sınıf çatışması, etnik çatışması, cinsiyet çatışması olan bir düzende yaşıyoruz. Gittikçe daha fazla ortaya çıktığı gibi her gün onlarca işçinin, kadının öldüğü bir sivil savaş durumunda…

Şimdi Soma’da ciddi bir kadın dramı da yaşanıyor. Onlarca genç kadın eşlerini, aşklarını yitirdi. Kayınların evlerinde, ya da belki geri dönecekleri baba evlerinde kim bilir onları ne zor kaderler bekliyor. Konuştuğumuz kadınların bir çoğu kocalarını şikayetlerine rağmen, sigorta için, ekmek parası için, sakinleştirerek işe yollamışlar. Bir de onun vicdan azabı var.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir